Sözlükte "özgürlük" ne demek?

1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme ya da davranma, herhangi bir koşula bağlı olmama durumu, serbesti.
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi istecine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyetözgürlük

Cümle içinde kullanımı

...her çeşit baskı, sanatın özgürlüğünü yok eder.
- Y. N. Nayır

Özgürlük kelimesinin ingilizcesi

[Mustafa Kemal Atatürk] n. freedom, independence, liberty, latitude

Özgürlük nedir? (Felsefe)

İnsanın, doğadaki ve toplumdaki nesnel gelişmenin yasalarıyla, zorunlumla olan ilişkisi; özellikle bu zorunluğu bilme ve ona pratikte egemen olma derecesi.

Zorunluk, nesnel gerçeğin her alanını kapsadığı halde, özgürlük, salt topluma özgü bir kategori olup, başka alanlara uzanmaz. Özgürlük, nesnel zorunluğun kavranması ve buna dayanarak, gelişme yasalarını bilimsel bir şekilde, bilinçli olarak uygulama ve kullanma olanağıdır. Bu olanağın gerçekleşmesi için gerekli olan, ekonomik, politik ve ideolojik koşulların bilinmesi gerekir. İçinde sömürü ve baskı ilişkilerinin egemen olduğu ve varlıklı egemen sınıfların her türlü demokratik, ilerici, politik faaliyete karşı zorlama ve baskı araçlarıyla savaşım yürüttükleri, uzlaşmaz çelişkiler barındıran sınıflı toplumlarda, özgürlükler büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bu nedenle, ancak sosyalist ve komünist toplumlarda ilerici özgürlük çabalan, hedeflerine tam anlamıyla ulaşabilirler. Bu anlamda Marksçı-Leninci özgürlük anlayışı, zorunluk ile özgürlük arasındaki ilişkiyi diyalektik bir bütünlük olarak kavrar ve özgürlüğü, nesnel gerçeğin bilgisi olarak değerlendirir, özgürlük, nesnel gerçeğin bu bilgisinin, yani zorunluğun, insanı çevreleyen doğa ve toplumun varlık koşullarını gittikçe daha iyi kavramak ve onlara egemen olmak amacıyla, insan tarafından toplumsal pratiğe uygulanmasıdır.

Zorunluk ile özgürlük arasındaki diyalektik bağlanıldıkta, zorunluk her zaman özgürlüğün önkoşuludur; çünkü mutlak etkiye sahiptir. İnsan tarafından öğrenilip bilinmediği sürece, insanlara karşı kendiliğinden bir etki sürdürür. İnsan zorunluğu tanıyıp, ondan amaçlı olarak yararlanmak isteyip, bu zorunluğu göz önünde tutarak davranır; böylece zorunluğun, kendiliğinden başıboş etki yapmasının önünü alır; bu durumda zorunluk, özgürlüğün içinde ortadan kaldırılmakla, asılmakla kalmayıp bu anlamda, özgürlüğün içinde bir yandan, varlığını sürdürerek, özgürlüğe dönüşür. «Zorunluk, özgürlük’ e dönüşmekle, kaybolmuş olmaz» (Lenin).«Özgürlük, o, doğa yasalarından düşlediğimiz bağımsızlıkta değil, bu yasaların bilinmesinde ve böylece sağlanan, bu yasaları planlı olarak belirli amaçlar doğrultusunda etkili olacağında yatar» (Erıgels).

Özgürlük, toplumsal bir durum olarak, özgürleşmenin toplumsal bir süreç şeklinde kavranmasını şart koşar. Toplumun bir zorunluklar alanı olmaktan çıkıp, bir özgürlük alanı haline dönüşmesi, ancak insanların yalnızca doğa yasalarını değil, toplumsal yasaları da öğrenmeleriyle ve toplumsal yaşamı bilerek ve planlı bir şekilde düzenlemeleriyle olanaklı olur. Tarihin, sosyalizmin kurulmasına değin uzana gelen bölümünde, toplumsal zorunluklar, birçok tek tek iradenin çatışmasından doğmuş, bu çatışmalar «bilinçsiz ve iradesiz etki yapan güçler» (Engels) olarak görünmüşlerdir. Sosyalist toplumda, toplumsal zorunluk gittikçe artan ölçüde emekçilerin iradeleriyle uyumlu hale gelmektedir. Bu ilişkiyi sağlayan, öncelikle işçi sınıfının tarihsel görevini yerine getirmesinde öncülük eden, Marksçı-Leninci partidir.

İşçi sınıfı politik iktidarını kurarak, kapitalist üretim ilişkilerini aşıp, onun yerine sosyalizmi geçirince, kapitalizmde tutsaklığa yol açan temel Öğe olan kapitalist ücret köleliğini de yok eder. Bu süreç içinde, toplumsal yasalar her emekçi tarafından öğrenilir; emekçiler bu yasaların bilincine varırlar, bilgisizlikten kendilerini kurtarırlar ve böylece toplumsal güvensizlikten uzak, planlı bir şekilde özgürlüğü gerçekleştirme yeteneğini kazanırlar; bunu yaparlarken, kendileri de gittikçe daha özgür sosyalist kişiler olurlar. Burada, toplumsal zorunluk artık öğrenilmiş, bilincine varılmış bir zorunluktur ve artık toplumsal özgürlüğe dönüşebilir. Üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla birlikte, üretim süreci içinde ve tüm toplumsal yaşamda, insanın insan tarafından sömürülmesine ve baskı altında tutulmasına son verilir, ortak çalışma, kolektivizm ilişkileri doğar; çalışma bir işkence olmaktan zorunlu bir sıkıntı olmaktan çıkar, yavaş yavaş bir gereksinim halini alır. İnsanın bireysel özgürlüğü de, daima toplumsal koşullara bağlıdır; bu koşullar bireysel özgürlüğün çerçevesini ve somut içeriğini belirlerler. Böylece, özgürlük kavramı toplumsal bir kategori olarak, bireysel özgürlük sorununu da kapsar. «Özgürlük, aynı zamanda somut-tarihsel bir kategoridir. Mutlak bir özgürlük yoktur. Marksçı özgürlük kavramı, özgürlük kategorisinin çeşitli yanlarını, felsefi açıdan ifade ederek, özgürlük kavramının, içerik yönünden birbirinden kopuk çeşitli alanlara bölünmesine yol açan -ekonomik, politik, ahlaksal, sanatsal özgürlük vb. her ayırma girişimini kesinlikle reddeder. Emperyalizmin ideologları, özgürlük kavramına gerici emperyalist içerikler kazandırabilmek için, onun tarihsel içeriğini boşaltarak kof bir formül haline getirmeye çalışırlar. Soyut özgürlük propagandası ve özgürlük yanılsamalarının yaygınlaştırılması, devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizmin tahakküm mekanizmasının önemli araçlarından biridir. Sosyalist toplumda sömürünün ortadan kaldırılmasından sonra, ilk kez içinde kişinin bireysel özgürlüğünün tamamen gelişebileceği bir insan toplumu doğmuştur. Ancak, bireysel özgürlük, toplumdan bağımsız olmak, anarşist bir başıboşluk değil, kişinin bireysel becerilerini ve yeteneklerini sosyalist toplumun çıkarlarıyla uyum içinde özgürce geliştirmesi, bireysel gereksinimlerini giderebilmesidir. Sosyalist toplumda ve komünist toplumda, maddi ve zihinsel tutsaklığın her türlü kalıntısının aşılması gerçekleştirileceği, insanlar böylece tarihlerine bilinçli olarak, bilgisi edinilmiş gelişme yasalarına dayanarak yön verebilecekleri için, komünist sosyo-ekonomik kuruluşu, insanlığın o zamana değin süregelen tarihi içindeki yegane özgürlük dünyası diye adlandırabiliriz. Sosyalist ve komünist toplumlarda da özgürlük tarihsel bir süreç olmaya devam edecek ve durmadan yeniden biçimlendirilmesi ve derinleştirilmesi gerekecektir.

--Reklam--